Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Düşük bütçelerle muazzam hasılat elde etmiş 10 korku filmi

Mesele düşük bütçeli filmlerden kar elde etmek olunca rekorların başını korku filmleri çekiyor. Bizde Bodrumkat olarak en muazzam getirileri elde etmiş olan 10 korku filmini sıraladık. Hazırsanız listemize başlayalım: 10.  Unfriended Unfriended, sosyal medyada gizemli biri tarafından takip edilen bir grup genci anlatıyor. Unfriended, 2015'te sinemalara geldiğinde pek ilgi uyandıramamış olsa da, dünyanın dört bir yanındaki gençlere hitap etmesi, nihayetinde korku filmini inanılmaz derecede başarılı kıldı. 1 milyon dolarlık küçük bir bütçeden, gerilim dolu film gişede 64.1 milyon dolar kazanmayı başardı ve yatırım getirisi % 6210 oldu. 9. Testere İki yabancı, bir odada hiçbirşey hatırlamadan uyanır, ancak kısa süre sonra kötü şöhretli bir seri katilin bir araya getirdiği uğursuz bir oyunda olduklarını anlarlar. Film eleştirmenlerini pek etkileyemese de, Testere, korku topluluğu arasındaki özel yerini koruyor. Benzerinin olmaması, şaşırtıcı sonu ve ürkütücü atmosferi, filmin gişedeki

1930-1940 arası korku sineması tarihi

Korku filmleri, günümüzde bir standart olan sesli filmlerin çekildiği 1930’larda da eski folklore ait karakterlerle doldurulmaya devam etti. Vampirler, Kurt Adamlar, Mısırlı Mumyalar ve çeşitli Canavarlar, özellikle de Frankenstien, bu dönemde çoğu kez halkın karşısına çıkmış ve bu sayede günümüze kadar birçok film ve romanda ilham alınan klasik korku karakterleri haline gelmişlerdir. Universal Stüdyoları, baş aktör Bela Lugosi’yi bir yıldız yapmakla kalmayıp, halkın korku filmlerine olan ilgisini de arttıran “Dracula”nın 1930’daki çok başarılı bir uyarlamasıyla başlayan bu on yıl içerisinde korku türüne öncülük etmiştir. Universal, Mary Shelley’in romanı “Frankenstien”ı sinemaya uyarlayarak Dracula’da yakaladığı başarıyı kazanca çevirmiştir. Bu sayede Boris Karloff’un korku dünyasındaki kariyeri başlamış ve film, Dracula’dan bile daha başarılı olduğunu kanıtlamıştır. Bunun ardından Universal, 1931’de kendi “Dr. Jekyll and Mr Hyde” versiyonları ve “Hound of Baskevilles”in başarısız ver

1900-1930 arası korku sineması tarihi

 1900-1930 döneminde gösterime giren “Hound of the Baskervilles / Baskerville’lerin Köpeği”, “Dracula” ve “Dr. Jeckyll and Mr Hyde” gibi ilk korku filmlerinin bir çoğunda klasik romanlardan esinlenilmiştir. Bu filmlerin hepsinin birçok uyarlaması yapılmıştır. Yapılan ilk korku filmi, “Le Manoir du Diable / Şeytanın Şatosu” adlı bir Fransız yapımıdır. 1899’da gösterime giren bu kısa film, (yönetmen Georges Méliés’in canlandırdığı) Mephistopheles adlı bir şeytan-vampiri anlatmaktadır. Mary Shelley’in “Frankenstein” romanının ilk uyarlaması, 1910’da gösterime girmiştir. Bu film, diğerlerinden yalnızca 16 dakika daha kısadır. Ancak, (daha sonra vidalı ampul olarak adlandırdıkları) mucit Thomas Edison tarafından yaratılması, bunun en ünlü uyarlama olmasını sağlamıştır. Aynı yıl içerisinde Dr. Jekyll ve Mr Hyde’ın da çeşitli uyarlamaları yapılmıştır. Yönetmenliğini Henry MacRae’nin yaptığı 1913’lerde çekilen “The Werewolf / Kurtadam” yalnızca kurt adam hakkındaki ilk film olmasıyla ünlüdür.

Kimlik Bölünmeleri ve Korku Sineması

Bugün tanımlanan birden fazla disosiyatif bozukluk var ve hemen hepsini bilinçliliğin bir ya da daha fazla bölümlere ayrılması olarak anlatmak mümkün; üstelik hepsi de yıllardır korku sineması için çekici birer malzeme olmaya devam ediyor. Sinemada özellikle senaryoda ters köşe yaratmak üzere yararlanılan çoğul kişilik bozukluğu kadar aslında disosiyatif bozuklukların hepsi ilginç birer klinik tablo olarak karşımıza çıkıyor. Diyelim disosiyatif amnezi’de kişi aniden önemli kişisel bilgilerini hatırlayamıyor ve bu durum ağır bir stres koşulunun hemen arkasından oluyor; bir başka disosiyatif bozukluk olan disosiyatif fugue durumunda ise kişi kendiyle ilgili tüm bilgileri unutup evden, bulunduğu yerden uzaklaşıyor, hatta bulunduğu yerlerden belki çok daha uzak bir yerlerde kendine yepyeni bir kimlik yaratıyor. Disosiyatif bozukluklardan bir diğeri depersonalizasyonda ise kişi kendini düşüncelerinin ve davranışlarının dışardan bir gözlemcisi gibi hissediyor. Kısacası bir anlamda fiziksel v

Korku Tünelleri: lunapark, sideshow ve freakshowlar…

Korku tüneli olarak adlandırdığımız lunaparkların belki de en vazgeçilmez eğlence aracı, mekanikleşmiş bir freakshowdan başka bir şey değildir. Bu mekanikleşmeyi freakshowların tarih sahnesinde belirli bir zaman diliminden sonra etik olmamalarından ötürü dünyada yasaklanması kuşkusuz ki tetiklemiştir. Korku tünellerinin bir kült eğlence statüsünde değerlendirilmeleri lunapark sektörü kadar, başlı başına bir sektör arayışı içine girmemize sebep olan önemli bir unsurdur. Nitekim sadece lunaparklardaki korku tünelleri baz alınarak yapılan korku filmleri, tüm eğlence parkından ziyade, eğlencenin dallanıp budaklanan spesifik bir alanını gün ışığına çıkarmaktadır. Tobe Hooper’ın Funhouse filmi ise bu spesifik eğlencenin, diğer mekanik aletlerden farkını koyan önemli bir fikirdi. Korku tünellerinin kendi bağımsızlığını kazanması için bu spesifik eğlence alanının, lunaparklardaki diğer mekanik aletlerden farklı olarak algılanması şarttı ve korku tünellerinin özellikle kült statüsünde hizmet ed

Kırmızı Numaralar efsanesi

Şehir efsaneleri  arasında kim olduğunu bilmediği bir telefonu açıp ölen insanları anlatan tonla hikaye vardır. Bu hikayelerden en eski ve en etkili örneklerinden birinin 13 Nisan 2007'de ortaya çıktığına inanılıyor: Kırmızı Numaralar.  Bu vakanın, kaynağı bilinmeyen bir e-posta zinciriyle Pakistan'da ortaya çıktığı ve insanları, arayanın numarasının kurbanın cep telefonunda kırmızı rakamlar olarak okunduğu herhangi bir aramaya cevap vermemeleri konusunda uyardığı bildirildi. Hikayeyi kimin paylaştığına bağlı olarak değişen bu numaralardan "Kırmızı Numaralar" olarak bahsediliyordu. Bu e-postalara göre, çağrı, ciddi ve potansiyel olarak ölümcül sinir hasarına neden olabilecek yüksek frekanslı bir sinyal içeriyordu. Söylenti öyle bir noktaya geldi ki, hükümet yetkilileri ve telekomünikasyon şirketlerinden, iddia edilen çağrıları soruşturmaları istendi. Araştırmaları, bu tür mobil cihazların teknik olarak bu tür fiziksel hasara neden olabilecek frekansları alma veya ilet

Pokemon: Lavender Town sendromu

Lavanta Kasabası Sendromu (aynı zamanda "Lavender town tone" veya "Lavender town suicides" olarak da bilinir) Pokémon Red and Green oyunun 27 şubat 1996 yılında yayınlanmasından sonra iddialara göre  Japonya'da 7-12 yaş arasındaki çocukların hastalanma ve intiharlarında rekor yükselişe yol açtı. Söylentilere göre, bu intihar ve hastalıklar oyunu oynayan çocuklar  oyundaki Lavanta Kasabası bölümüne geldiklerinde ve buradaki müziği dinlediklerinde ortaya çıkıyordu ve araştırmalara göre bu sesi sadece çocuklar ve gençler duyabiliyordu, İddialara göre bu ses nedeniyle, en az iki yüz çocuk intihar etti ve bundan daha fazla çocukta da hastalık ve rahatsızlık gelişti. İntihar eden çocuklar bunu genellikle yüksekten asılarak veya atlayarak yaparlardı. Bazı insanlar, Lavender Town'un temasını dinledikten sonra şiddetli baş ağrılarından şikayet ettiler. Lavender Town artık oyuna bağlı olarak farklı sesler çıkarsa da, bu kitlesel histeriye piyasaya sürülen ilk Pokémo

Anasayfa gizlilik politikası iletişim Hakkında

BodrumKat
Tüm hakları saklıdır.